Ağ Teorisine Giriş

Şadi Evren Şeker’in “İnternet Nasıl Çalışır?” adlı video serisinden yola çıkarak, kendisi ile birlikte bir e-kitap yayınladıktan sonra, Kodlayarak Hayat üzerinde de herkesin videoların özetine ve kaynaklarına kolaylıkla ulaşabileceği bir eğitim serisi oluşturmak istedim. Serideki tüm yazıları bu kategori altından bulabileceğiniz gibi; her bölümde, bölümün konusuna ilişkin video’ya da erişmeniz mümkün.

Ağ teorisi, ayrı nesneler arasındaki simetrik ve asimetrik ilişkiler üzerine kuruludur. Genel olarak grafiklerin incelenmesi üzerine kurulu bir sisteme sahiptir ve aynı zamanda bilgisayar ve ağ biliminde grafik teorisinin bir parçası olarak görülmektedir.

Ağ teorisi, bilgisayar bilimi, parçacık fiziği, internet, dünya çapında ağ (www) vb. konular ile yakından ilişkilidir. Aynı zamanda karmaşık ağları karakterize etmek ve modelleme yöntemini incelemek için ağ teorisi sıklıkla kullanılmaktadır.

Temel Kavramlar

Ortam (Medium) olarak nitelendirdiğimiz kavram, bağlandığımız sistemi ifade etmektedir. Bağlanmış olduğumuz sistem üzerinde bulunan bilgisayarlar (veya benzeri aygıtlar) kendi arasında ikiye ayrılmaktadırlar. Bir kısmını veriyi alan (İstemci – Client) kısım oluştururken, diğer kısmını da veriyi sunan aygıtlar (Sunucu – Server) oluşturmaktadırlar.

Ortam kavramı internet bulunmadan önce de ortaya çıkan bir kavramdır. Örneğin internetten önce, televizyonda ayarlanan kanaldan (sunucu) görüntünün bize ulaşmasında, televizyon bir istemci olarak düşünülebilir. Burada bize verinin iletim şekli sinyaldir. Bu sinyal aynı zamanda manyetik, optik, elektromanyetik ya da elektrik sinyalleri de olabilmektedirler.

Aslında bu kısımda iletilen her şey veridir. Teknolojinin geldiği bugün ki noktada, bildiğimiz her şeyi veriye çevirmeye çalışmaktayız ve veriye çevirirken, modelleme yapabilmek için bit kavramından yararlanmaktayız.

Bit ile kastedilen ifade; 1 veya 0’lardan oluşan sayılardır. Bu sayılar ikilik sistem (binary system) olarak da bilinmektedir. Bu sisteme göre veri, 1 veya 0 olabilmektedir. Böylece bitler birleşerek bizim için anlam ifade eden bir yapı oluşturmaktadır. Bu yapı aynı zamanda dijital sistemlerin de temelini oluşturmaktadır.

Dijital sistemlerde, sinyaller analog (sürekli sinyaller) ve dijital sistemler olarak ikiye ayrılmaktadırlar. Analog sinyaller; ses, elektrik sinyalleri veya radyo frekansı gibi sürekli gelen sinyallerdir. Bu sinyallerde veri bir değere sahiptir fakat bu değer herhangi bir değer olabilmektedir. Dijital sinyaller ise 1 ya da 0 değerini alabilen sinyallerdir. Böylece verinin bozulma ihtimali, analog sinyallere göre daha düşüktür.

Ağ Taşınması

Ağların (ya da diğer bir ifade ile bitlerin) taşınmasını sağlayan sistemlerde, öncelikle veri, elektrik sinyalleri ile taşınabilmektedir. Bu sinyallerin taşınması sağlayan UTP, BNC ve Fiber Optik kablolar bulunmaktadır.

UTP adını verdiğimiz kablolar ikili olarak birbirlerine dolanmış kablolardır ve birbirlerine dolanma sıklıkları farklıdır. Çünkü elektrik sinyallerini taşıdıkları için üzerlerinde belirli bir manyetik alan oluşturmaktadırlar ve oluşturulan manyetik alan başka bir kabloya değdiği zaman, orada da bir manyetik alan oluşturmaktadır. Dolayısıyla birbirlerinin manyetik alanlarını bozma riskini ortadan kaldırmak için, sarım sıklıkları farklı ayarlanmaktadır. Yani bir sinyalin daha hızlı gideceği yere ulaştırılması ve diğerinin ondan daha yavaş olarak oraya ulaştırılması sağlanmaktadır.

Diğer bir sinyallerin taşınması sağlayan kablo türü de BNC kablolarıdır. Bu tip kabloların yapısı katmanlıdır. En içte bakır bir tel ve üzerlerinde metal yapı bulunmaktadır. Bu metal yapının amacı, olası sinyallerin dinlenmesi vb. gibi güvenlik sorunlarının önüne geçerek, korunmasını sağlam

Günümüzde elektrik sinyallerinin taşınmasına bakıldığı zaman, çoğunlukla fiber optik kablolar kullanılmaktadır. Bu tip kablolar ışığı kullanarak yapılandırılmışlardır ve artık günümüzde birden fazla veriyi aynı zamanda taşıması sağlanarak geliştirilmişlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.